22 Şubat 2018 Perşembe

EKSİK EMANET - Ersun ÇIPLAK


Eksik Emanet – Ersun Çıplak*


Günümüzde kapitalizmin insana dayattığı sorunlardan biri insan ilişkilerini yapaylaştırmasıdır. Meta üretim tarzı, metayı olduğu gibi insan ilişkilerini de ucuz ve seri hale getirmiştir.

Foto: Şükrü Kırkağaç - Blogspot
Düşündüğümüzü yaşamıyor, yaşadığımız gibi düşünüyoruz. Kimi şairler, deneyimleri üzerinden varoluşsal durumlarını eserlerinde yansıtarak bunun farkında olduklarını gösterirken, kimi şairler ise, verili olan yaşam tarzı ile uzlaşarak, klişeye yaslanıp, pozlar vererek “pazarda” yerini sağlamlaştırmaktadır.

Bir şair olarak Ersun Çıplak, yaşanmışlıklar üzerinden kendi algı ve tavrını ortaya koymakla klişe ve pozdan uzak bir görüntü sergilemektedir. Daha önce Homeros Ödülleri 2007’de birinciliğe değer bulunan eksik emanet adlı dosyası, Karahan – Karayazı Kitaplığı’nca kitaplaştırılmıştır.

Çok kültürlü ve içsel bir yolculuğa çıktığı görünen Ersun Çıplak’ın, şiirlerinde öncelikle yaşadığımız ve algıladığımız dünyadan kendini soyutladığını görmekteyiz. İnsanın kendini görmesinin bir koşulu, kendine ve bedenine dışarıdan bakmasıdır.

“Ruhum: sus ve izle!”(syf. 6)

Yolculuk başlamıştır. Bu, kanın ve ruhun derinliklerini keşfe çıkan bir yalvacın çıktığı sefere benzemektedir. Nedeni ise, bireysel kırılmaların yaşandığı toplumsal bir huzursuzluk hali: “alkış yasak sevinmek doyasıya/ kırılır kristal parçacıkları/ karışır kana sonra asi bir ruhla/ kalırız ayna karşısında/ ve kan ararız yaşadığımızı/ ispatlamaya”(Syf 11).

Meramını dinsel imgeler arasında arıyor, şair. Bir kıyamet ortamı söz konusudur: terzi, kondor’un düşü, gibi şiirlerde bireyin ve toplumun kıyamet alametlerine varırcasına iflah olmaz bozulmuşluğunu gözler önüne sermektedir. Şair, İdris Peygambere, “gayrı dikiş tutmaz bağrımızdaki yırtık”(Syf 12) diye seslenirken, hayat denen “değip geçen ah o nebati ironi” içerisinde âşkın da artık mecazi olduğunu söylemektedir: “bilmez misin mecâzdır bundan böyle/ dilinde küllenen sevda sözleri”(Syf 14). Bu, biraz da Mevlana’nın, dem vurduğu aşk-ı mecâzîyi anımsatmaktadır. Mevlevi tasavvufunda mutasavvıfların ele aldıkları konuların başında akıl, akılla savaş ve aklı yerinde kullanmak gelmektedir. Çıkış ve varış noktaları farklı olsa da, post-modernizmin moderniteyi eleştirisinde ve mutasavvıfların beşeri hayatı ele alırken hedef tahtasına koydukları sorun, benzerlik göstermektedirler. Günümüzde, kapitalist yaşam tarzının zincirleri altında esir olan insanın, bu kapitalist aklı/mantığı yıkmadıkça; aşkı yaşaması da pek mümkün gözükmemektedir. Çünkü: “-özgür değiliz/ -özgür değiliz/ -özgür değiliz/”dir (Syf 18). Aragon, Mutlu Aşk Yoktur adlı şiirinde işgal altındayken çiftlerin mutlu olamayacağını vurgulamıştır. Bugün için ise “mutlu aşk”ın olmamasının temel nedeni, bireyin bireyci bir kişiliğe girerek, kendi yanılsamaları ve çıkmazları içerisinde boğulmasından kaynaklanmaktadır.

Bunun yanında şair, gördüğü ve sezdiği bu kıyamet ortamında haykırmaktadır: “ahid… bozuldu; ahid… bozuldu/ … / artık onlara olan sana bana da olacak”(Syf 28)! Çember daralmaktadır.

kondor’un düşü’ne kadarki şiirlerde Doğu dinsel imgelerini kullanan şair, ifade biçimi olarak, antik Yunan mitolojisini kullanmaya başlar. sıyrık ayna ile önce Satir olur, ardından tanrılara başkaldıran Typhon, sonra Nymphe ile konuşan ayna, nihilizme yaslanmış Atlas ve merakına yenik düşmesi nedeniyle Eurydike’yi kaybeden Orpheus ve gölgesi… Tüm bu kılıklara bürünürken; şair, yine bir yalvaç ustalığıyla dolaşmaktadır. Yorgunluk, yılgınlık ve bunların sonucu olarak bir uzaklaşma söz konusudur. Yalnızlaşma mıdır bu?

veda lirikleri ile birlikte usulca içine çekilmeye başlar şair. Sessizleşerek çekilirken, serzeniş içerisinde ve evhamlı tutumunu da sürdürür. “akrep ateşle/ hesaplaşmaya başlasa diyorum/ bir intihar diyorum tanrının şu gününde/ tutamayıp kendimi öldürüyorum” Çekilirken, aynı zamanda, akrebin ateşle hesaplaşmasına dem vurarak bir isyana çağırıyor kendini. Yeniden doğmak ve yaşayabilmek için kendini öldürmeyi, ateşle hesaplaşmayı göze almak… Kendini yakıp, kendi küllerinden yeniden var olma ereği!..

Geçirdiği evrelerin ve gittiği yolculukların sonunda, şair, yeniden esas bedenine dönüp sözünü bitirerek sahneden çekilir. “ben ersun çıplak/ tanıştırayım telaşlı her daim/ yalnızca rüyada eyüp diye seslenilen” (Syf 61)

*eksik emanet, Ersun Çıplak, Karahan - Karayazı Kitaplığı, Mart 2009

Cumhuriyet Kitap, 14 Mayıs 2009, Sayı 1004, Sayfa 18