Eksik
Emanet – Ersun Çıplak*
Günümüzde
kapitalizmin insana dayattığı sorunlardan biri insan ilişkilerini
yapaylaştırmasıdır. Meta üretim tarzı, metayı olduğu gibi insan ilişkilerini de
ucuz ve seri hale getirmiştir.
![]() |
| Foto: Şükrü Kırkağaç - Blogspot |
Bir şair
olarak Ersun Çıplak, yaşanmışlıklar üzerinden kendi algı ve tavrını ortaya
koymakla klişe ve pozdan uzak bir görüntü sergilemektedir. Daha önce Homeros
Ödülleri 2007’de birinciliğe değer bulunan eksik emanet adlı dosyası, Karahan –
Karayazı Kitaplığı’nca kitaplaştırılmıştır.
Çok
kültürlü ve içsel bir yolculuğa çıktığı görünen Ersun Çıplak’ın, şiirlerinde
öncelikle yaşadığımız ve algıladığımız dünyadan kendini soyutladığını
görmekteyiz. İnsanın kendini görmesinin bir koşulu, kendine ve bedenine
dışarıdan bakmasıdır.
“Ruhum:
sus ve izle!”(syf. 6)
Yolculuk
başlamıştır. Bu, kanın ve ruhun derinliklerini keşfe çıkan bir yalvacın çıktığı
sefere benzemektedir. Nedeni ise, bireysel kırılmaların yaşandığı toplumsal bir
huzursuzluk hali: “alkış yasak sevinmek doyasıya/ kırılır kristal parçacıkları/
karışır kana sonra asi bir ruhla/ kalırız ayna karşısında/ ve kan ararız yaşadığımızı/
ispatlamaya”(Syf 11).
Meramını
dinsel imgeler arasında arıyor, şair. Bir kıyamet ortamı söz konusudur: terzi,
kondor’un düşü, gibi şiirlerde bireyin ve toplumun kıyamet alametlerine
varırcasına iflah olmaz bozulmuşluğunu gözler önüne sermektedir. Şair, İdris
Peygambere, “gayrı dikiş tutmaz bağrımızdaki yırtık”(Syf 12) diye seslenirken,
hayat denen “değip geçen ah o nebati ironi” içerisinde âşkın da artık mecazi
olduğunu söylemektedir: “bilmez misin mecâzdır bundan böyle/ dilinde küllenen
sevda sözleri”(Syf 14). Bu, biraz da Mevlana’nın, dem vurduğu aşk-ı mecâzîyi
anımsatmaktadır. Mevlevi tasavvufunda mutasavvıfların ele aldıkları konuların
başında akıl, akılla savaş ve aklı yerinde kullanmak gelmektedir. Çıkış ve
varış noktaları farklı olsa da, post-modernizmin moderniteyi eleştirisinde ve
mutasavvıfların beşeri hayatı ele alırken hedef tahtasına koydukları sorun,
benzerlik göstermektedirler. Günümüzde, kapitalist yaşam tarzının zincirleri
altında esir olan insanın, bu kapitalist aklı/mantığı yıkmadıkça; aşkı yaşaması
da pek mümkün gözükmemektedir. Çünkü: “-özgür değiliz/ -özgür değiliz/ -özgür
değiliz/”dir (Syf 18). Aragon, Mutlu Aşk Yoktur adlı şiirinde işgal altındayken
çiftlerin mutlu olamayacağını vurgulamıştır. Bugün için ise “mutlu aşk”ın olmamasının
temel nedeni, bireyin bireyci bir kişiliğe girerek, kendi yanılsamaları ve
çıkmazları içerisinde boğulmasından kaynaklanmaktadır.
Bunun
yanında şair, gördüğü ve sezdiği bu kıyamet ortamında haykırmaktadır: “ahid…
bozuldu; ahid… bozuldu/ … / artık onlara olan sana bana da olacak”(Syf 28)!
Çember daralmaktadır.
kondor’un
düşü’ne kadarki şiirlerde Doğu dinsel imgelerini kullanan şair, ifade biçimi
olarak, antik Yunan mitolojisini kullanmaya başlar. sıyrık ayna ile önce Satir
olur, ardından tanrılara başkaldıran Typhon, sonra Nymphe ile konuşan ayna,
nihilizme yaslanmış Atlas ve merakına yenik düşmesi nedeniyle Eurydike’yi
kaybeden Orpheus ve gölgesi… Tüm bu kılıklara bürünürken; şair, yine bir yalvaç
ustalığıyla dolaşmaktadır. Yorgunluk, yılgınlık ve bunların sonucu olarak bir
uzaklaşma söz konusudur. Yalnızlaşma mıdır bu?
veda
lirikleri ile birlikte usulca içine çekilmeye başlar şair. Sessizleşerek
çekilirken, serzeniş içerisinde ve evhamlı tutumunu da sürdürür. “akrep ateşle/
hesaplaşmaya başlasa diyorum/ bir intihar diyorum tanrının şu gününde/
tutamayıp kendimi öldürüyorum” Çekilirken, aynı zamanda, akrebin ateşle
hesaplaşmasına dem vurarak bir isyana çağırıyor kendini. Yeniden doğmak ve
yaşayabilmek için kendini öldürmeyi, ateşle hesaplaşmayı göze almak… Kendini
yakıp, kendi küllerinden yeniden var olma ereği!..
Geçirdiği
evrelerin ve gittiği yolculukların sonunda, şair, yeniden esas bedenine dönüp
sözünü bitirerek sahneden çekilir. “ben ersun çıplak/ tanıştırayım telaşlı her
daim/ yalnızca rüyada eyüp diye seslenilen” (Syf 61)
*eksik
emanet, Ersun Çıplak, Karahan - Karayazı Kitaplığı, Mart 2009
Cumhuriyet
Kitap, 14 Mayıs 2009, Sayı 1004, Sayfa 18

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder