BUGRAD. CORONA İLE ŞARKI
![]() |
| Karla Reimert (Foto: Dirk Skiba Fotografie) |
I
Üç yatak
örtüsü Celan’ı çapraz düğümlemiş.
Bütün
uslara karşın
yatak,
odada yelken açıyor.
Bu nasıl
mı olduydu? Celan bir ip buldu
büyük bir
eğerozaman’da.
Bir düğüm
atıyor: Çünkünezaman
ve bir
ikincisini. DUVAR.
İşte nihayet
bir duvar kâğıdı oluyor Tanrı,
yelken
açıp dolaştığı.
II
Freud’lu
Celan oturumları
20
Ağustos’ta başlıyor.
Bir
piknik yapıyorlar.
Paul
Celan en rüzgârlı
kendi ilk
hastane sözcüğünü yiyor: falan filan.
Orada
bak! Bu sözcük
bir
devridaim makinesi.
Yaşa!
Yaşa!
III
Celan,
bir kemanın fısıltısında süzülüyor,
(Su
yüzeyinin yeşiline çizilmiş bir şey de öyle)
çoğunlukla
neşeli. Tanrıyı, oğlunu ya da şiiri: onlardan birini
mutlaka
boğmalı.
Keman bir
kedi-köpek yavrusu kadar nazik.
Oktavların
arasında hiç ayrım yapmayan bir Fransız, Katolik
keman,
bütün notalar aynı anda geliyor (adı Grisaille’dir,
Notalar
peteklerin balmumlarını boşaltıyor, kazıyor
yelkenin
üzerini, muzipçe sürüklüyor, çırılçıplak:
Yaşa,
yaşa! Burayı bok götürüyor
siyah
arıların pikniğine dönmüş.
IV
Celan,
oğlunu bir fasulye sanıyor
Ve
imitasyon Kafka'nın masasına getirdiği
karları
yiyor hiç korkmadan.
Utangaç
sözcükler, katolikçe
birbirlerine
saldırmayı
istemeli,
diyor Celan, Freud’a.
Celan
ağzına kara toprak tıkıştırıyor.
Tanrı mı?
diye soruyor hiçbir şey anlamayan Freud.
başını
sallıyor Celan: he ya.
V
Ama Tanrı
pikniğe gelmiyor.
Celan
Tanrıyı paylıyor.
Sonunda:
Tanrı ona bir iyilik yaptı.
O,
ellerini,
parlayan,
boş
bir
yağsız yoğurt
bardağı
gibi devirdi.
VI
Psikoloji!
Pusulayı
yakıyor,
yoğurt ve
siyah arıların
balmumuyla
yiyor.
Celan,
Freud’un yüzüne
kapıyı
çarpıyor.
Freud,
sıvışıyor.
VII
Celan,
dünyanın ilk yoğurt bardağı telefonunu
Tanrı ve
iplikten imal ediyor.
Celan
Tanrıyla dağlara sürülüyor.
Hey
Bugrad, daha yukarı! Daha yukarı!
ve kulak
kesildi, ağzında on Şabat
mumunun
tümü, düşen sesin
rüzgârının
ardına.
VIII
Güzeldi
her şey. Celan Söz’ü yiyor,
Söz
Celan’la birlikte, Celan
Celan
benzin halkaları yerleştiriyor çapa zincirlerine
Celan
oksijeni yelkende büküyor.
Sözcük
Celan’ı yiyor.
Sesler
onaylıyor.
Rüzgar
geliyor. Deniz geliyor. Dağlar gidiyor.
Her şey
bardak oluyor.
Her şey
ışıldamakta.
Her şeyin
üzerini örtmekte.
Aşağı
gitmekte.
Şey.
(Güm!)
Bu sadece
kendiliğinden
anlaşılıyor.
Karla
Reimert
(Çev./Übrstz: Bora Uzun Yağrı)
karayazı
edebiyat, ekim-aralık 2012, sayı 21

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder